AnasayfaForumHakkımızdaÖyküvesaireBizden ÖykülerEstetikAramaİletişim
Anasayfa arrow Öyküvesaire arrow Yaşar Kemal
 
Yaşar Kemal
O Düşün Düşün Adamı
Yazar Erkan TURAN   
Perşembe, 20 Mart 2008

Kendimi bildim bileli bir şeyler hep kötüye gider: ülke, dünya, doğa...Bir şeyler değil, her şey aslında: hayat... Üstelik sadece ben değilim bu düşüncede olan. Gazetelerden televizyona, sokaktan üniversiteye, birçok yerde görülür bu gidişata değinmeler, sızlanmalar, küfürler... O kadar kanıksandığından olsa gerek bir kulaktan girer diğerinden çıkar bir kulağa tekrar gireceği diğerinden çıkacağı bir ana kadar. Tek ses olamadan... İnsanı yok sayan bir düzende de hayatın iyi olması ya da iyiye gitmesi düşünülemez zaten. Düşünülür düşünülmesine ama bir yanılsama olur düşülen...

Devamını oku...
 
Umut Yolunda Kendini Şımartan Bir Yazar: Yaşar Kemal
Yazar Sengül CİLBAN   
Pazartesi, 03 Mart 2008

Hani denir ya “anlatsam hayatım roman olur” diye. İşte Yaşar Kemal; tastamam bir roman yaşamıştır hayatını. Herkese ait olanı bulmak için, yaşadıklarına tekrar tekrar bakmıştır. “Her hangi bir insanın” yaşayabileceği dert, tasa ya da umut; kendisine onun romanlarında yer bulur. Böyle olunca Yaşar Kemal’in “yaşayan eserler” verdiğini söylemek abartı olmaz. Hem de her zaman diliminde, hem de o dertlere dair hiçbir hissi olmayanlar için bile…

Bu, “tek gözüyle kartal avlayan adam”ın anlatımı, anlaşılır ancak basit değildir, içinde kaybolabilirsiniz... Bir yeri anlatırken mesela, salt orayı iyi tasvir etmek için çıkmaz yola. O mekanı ya da doğayı yazısına denk bir ritimle yaşatır. Beraberce akarsınız yazdıklarında. Elbette iyi bir tasvir sunar öykülerinde, çarpıcıdır, etkiler, kokusunu, rengini bilirsiniz okurken. Ancak amacı; hem görünendir hem de ardındaki. İmgelere mahkum kalmaz, hatta imgeyi öyle ustalıklı yedirir ki öyküsüne; “acı” demeden ölümü, “umut” demeden, yaşamı anlatır. Öyle iyi biriktirir ki yaşadıklarını, imgesel yazar ama arayan imgeyi bulamaz. Yani yaşam bir imge olmuştur, onun yazdıklarında. Bunu bilmek; Yaşar Kemal’in başka dilde, başka kültürde nasıl doğru anlaşıldığını açıklar belki de…

Devamını oku...
 
Yaşar Kemal'i Anlamak
Yazar Necmi OTÇU   
Pazartesi, 03 Mart 2008

Yaşar Kemal’i anlamak diyorum; özenle ve özellikle.

Ömrünü biriktirişinin ilk adımını âşık geleneğinden sürgün vermiş olan Yaşar Kemal’i anlatabilmek; ancak yaratmış olduğu üslupla olasıdır. Salt bu nedenle bile Yaşar Kemal'i anlatmak; yine Yaşar Kemal’in işi olmuştur. Yaşarken bunu da bir hakkın gerçekleştirmiştir.

“Yiten dünyanın çığlığı dünyanın her yerinde, her tabakasında kendini duyuruyor. Ben çoğu kez yılanın kabuk değiştirmesini örnekledim. Çünkü yılanın kabuğundan sıyrılması inanılmayacak kadar zor bir iştir. Görmeyen bu acıyı, zorluğu hayallayamaz bile. Ben birkaç kere yılanın kabuk değiştirmesini gördüm. Yürek paralayıcıydı. Çağımızda dünya her yönüyle kabuk değiştiriyor. Değerler alt üst olmuş. İnsanı insan yapan birçok değer yok oluyor. O yok olan değerlerin yerine de hiçbir değer gelemiyor. Böylesine kabuk değiştiren bu dünyada, yılan kabuğunu değiştirirken onun yerine başka bir kabuk, hazır, geliyordu, ölen değerlerin yerine, o çapta bir değer gelmiyor, insan bu değişimin acısını yürekten duymaz olur mu? Her tabaka insanının yüreğinde değerlerinin yok olma acısı var, durmadan da bu yara kanıyor.” (Yaşar Kemal)

Devamını oku...
 
Toprağın Sesi
Yazar Resul ÖZDEMİRCİ   
Pazartesi, 03 Mart 2008
Toprağın insanla ilişkisi, daha doğrusu genel anlamda mekan ve insan ilişkisi, çoktandır insanlığın üzerine düşüne geldiği bir mevzu olmuştur. Mekan, daha çok üzerinde oynanabilen, değiştirilebilen, zamana tabi (daha doğrusu zamanda aktif olan insan iradesine tabi) bir nesne olarak anlaşıla gelmiştir. Eski çağlarda kutsal kabul edilen doğadaki bazı varlıkların yanında bazı mekanlar da kutsal kabul edilmiştir. Tek tanrılı dinlerin, kutsal mekanların merkezileşmesi ısrarı, yine de eski alışkanlıklardan mı yoksa insanoğlunun önüne geçilmez ihtiyaçlarından mı bilinmez, bir türlü başarıya ulaşmamış görünüyor. Bazen, sevilen bir insanın gömüldüğü yer dahi kutsallık kazanabiliyor. Bunun yanında, her insanın doğduğu ve çocukluğunun geçtiği yer, öyle adlandırılmasa dahi kendisi için kutsallık kazanabiliyor.

İnsanın, bazı mekanları kutsallaştırma veya önemlileştirme ile beraber, mekanı kişiselleştirmesi veya eyleyen, etkileyen bir varlık olarak mekanı anlamlandırması, geçmişten günümüze sürmekte. İnsanlığın medeniyet inşası veya türünün idamesi, doğa içerisinde işleyen ve değiştiren olmasıyla paraleldir. İnsanlığın doğayla ilişkisinde, kendini gerçekleştirme, daha açık anlamıyla emek (en geniş anlamda) doğayı etkileme ve onu kısmen kendine göre düzenleme olduğu gibi, doğaya uyum da (yaşayabilmek adına) esastır. Yani uğraştığı, direndiği ve değiştirdiği ile kendini yeniden yaratma edimidir.

Devamını oku...