|
Dost Siteler |
|
|
|
|
Sait Faik
|
Yazar Resul ÖZDEMİRCİ
|
|
Salı, 30 Ekim 2007 |
|
-“İyi ya dedim. Kim kazandı? - Ötekiler! dedi. - İşte bu olmadı. Dedim. - Sen kim kazansın istiyorsun? Dedi. - Bizimkiler, dedim. - Bizimkiler kim? - Siz. - Biz mi? Dedi. Bizim kazanmamızı mı istiyordun? - Öyle ya, tabi, dedim. - Neden dedi? - Öbür tarafta tanıdığım kimse yoktu ki?” (Yalnızlığın Yarattığı İnsan) Bir öykücünün öykülerinde anlattıkları, öyküleri kurgulayış biçimi, karakterleri, kendi yaşamından ve dünyaya bakışından biçimlenir. Anlattığı sade ve sıradan insanlar ve sıradan hayatlarla Sait Faik öyküleri de yazarın dünyasından ve yaşamından ipuçları sunuyor bize. Sait Faik’in öykülerini bir kenara bırakırsak, hakkında söyleyebileceğimiz pek az şey kalır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Günay Kızılırmak ÇETAO
|
|
Çarşamba, 24 Ekim 2007 |
|
Sait Faik'le ilgili söylenenlere, yazılanlara, kendi genel geçer izlenimime baktığımda, bu öykücünün birçoklarımıza aydınlık hisler çağrıştırdığını gördüm. Bizlerin "işteyken", "hayat mücadelesindeyken" pek göremediklerimizi, belki ancak çocukluktan ya da ilk gençlikten aklımızda kalanları yazmış olmasından mı? Martıyı ve balığı dillendirmesinden, kıyıda köşede kalmış insanları bütün sıcaklığıyla kucaklamasından mı? Her gün ihmal ettiğimiz dünyayı her gün güzellemesinden mi? Eğer bu gerçekse, yıllar geçtikçe Sait Faik daha çok sevilecek ve daha aydınlık gelecektir okuyanlarına. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Sengül CİLBAN
|
|
Çarşamba, 24 Ekim 2007 |
|
Her öyküsüne başlarken, sanki yazmasına bir sebep bulmak ister gibi bir hali vardır Sait Faik’in. Ve bir sebep bulunca hınzırca sevinir, başlar öyküsüne haklı haklı. Bu öykünün de başlangıç paragrafı, bu amaçla bulduğu bir girizgah gibi kendisine saklı. “Canım bir yürümek istiyordu ki…” derken kulaklarıma “Canım bir yazmak istiyordu ki…” geliyor benim. Yağmur “İçindekileri boşaltmak, saf olana yaklaşmak” edimine denktir çoğu fikir silsilesinde. Yürümekse, düşünceleri toplamaya fırsat, çalınmış bir zaman aralığıdır. Yağmur vardır; yürümek ister fikirleri. Öykü yazmak için sebep vardır; ama konu yoktur bu sefer de. Bir başlasa devam eder birikir; dolar; taşar bile. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Necmi OTÇU
|
|
Çarşamba, 24 Ekim 2007 |
|
ELMA VE İNCİR İlk urbamız: İNCİR. İlk günahımız: ELMA, Not: Ben günahsızım. Sait Faik ... Üryan geldim gene üryan giderim Ölmemeye elde fermanım mı var Azrail gelmiş de can talep eyler Benim can vermeye dermanım mı var ... Karacaoğlan Al Gözüm Seyreyle Sait Adapazarı doğumlu. Yıl 1906. Bir giydiğini çıkarmaz huylu. Dünyayı “al gözüm seyreyle” demiş kocaman göz. Biz, “ iyi ki geldin” diyoruz; onun da pişman olduğu hiçbir yerde kayıtlı değil. Erkek lisesi, edebiyat fakültesi derken, babası onu, işin başına geçsin diye, İsviçre ye ekonomi okumaya gönderir. Sait bu; zaten okumayla arası “iyi” (!) değil; gider Fransa’ya edebiyat okur. Dedikodu mudur bilinmez; bir İsveçli kız sever, çocuk gözlü, çilli, topluca; çok mu sevmiştir, az mı sevmiştir; sessiz soluksuz mu sevmiştir bilemem; Sait Faik in ne öykülerinde ne de şiirlerinde çıt yok. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Nurgök ÖZKALE
|
|
Salı, 23 Ekim 2007 |
|
Vesaire, vesaire, vesaire, gerisi hep aşka dair Yalnızca (karşı) cinse(l) dürtüleri harekete geçiren bir şey değildir aşk. Bir kediye, bir ağaca, bir şarkıya, bir öğretmene, bir kitaba, bir çocuğa, bir babaya da aşık olunur. Ben oldum. Benim bu aşık oluşlarıma sebep, Sait Faik’tir. Her şey, o, bana kalbini verdikten sonra başladı. Sait Faik, bana kalbini verdi. Onun kalbi bende artık. Çok uzun zaman önceydi. Bunu söylemekle yetineceğim. Onun, kalbini bana vermiş olması önemli; bunun ne zaman olduğu değil. Hayır, mecazi bir verişten söz etmiyorum. Kalbini, kendi bedeninden çıkarıp, bana verdi, diyorum. Bir otobüs yolculuğu sırasında kafama üşüşen sorulara kendim cevap bulamayınca, kalkıp onun yanına gitmiştim. İşte o zaman oldu bu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Resul Özdemirci
|
|
Cuma, 16 Şubat 2007 |
|
“Sahici olmak her şeyini bir saat gibi kurmak demekti”(1) diyor Sait Faik. Sahici olmak; yani nesnelliğin boğucu ve insan iradesini hiçe sayan atmosferinde çırpınmak. Belki çırpınmamak “en büyük kötülükleri çaresiz dertler gibi telakki etmek.”(2) En ufak hayali koca nesnel gerçekler silindirinde ezdirmek. Siyaseti borsadan okumak, dünyayı yenilmez güçlerle donatmak. Sonra uydurduğu bu heyula karşısında çaresizliğini kanıksamak. İradesini sıfırlamak. Kendini kendinden istenen şeylere göre ayarlamak. Gördüğü, duyduğu her şeyi mabutlaştırmak, onsuz olamamak. Sait Faik, bu acınası ve adına sahici olmak dedikleri itaatkar ve işbilir davranışa saat gibi olmak diyor. İşleri tıkırında olanların saat gibi tıkırdamalarına karşın hayal etmenin sonsuz genişliğini bir imkan olarak bize sunuyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Emine BADEMCİ
|
|
Cuma, 16 Şubat 2007 |
|
Toplumsal çatışmaların, sınıf kavgalarının öykücüsü olmadığı için eleştirilmiştir.(1) Sait Faik. Her öykücünün sınıfın, sınıfının öykücüsü olması gerektiğini düşünenler olduğu gibi, Sait Faik’i kendilerinden sayıp haklı olarak sahiplenen ve onun kadar güçlü bir öykücünün sınıf çatışmalarını öyküleştirmesi gerektiğini düşünenler de olmuştur. Ancak tüm bu eleştirilere rağmen, Sait Faik ezilenlerin öykücüsüdür. Hem yüreği hem de aklı ezilenlerle işleyen Sait Faik, gelişkin empati becerisiyle ezilenlerin hayatlarındaki en ince ayrıntıları görmüş; gördüklerini içeriksiz, kuru kategorilere hapsetmeden anlatmıştır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Cemil Cahit Selimoğlu
|
|
Perşembe, 15 Şubat 2007 |
|
Kendi anlatımıyla Sait Faik’in hikaye yazmak için oturduğu hiç vaki değildir. “Yazara düşen iş, içinde öykü taşıyan insanı kıstırmaktır”(1). Hikayelerinin toplu bir okuması ya da ona yakın bir okuma yapıldığında, akıllarda kalıvermiş olan insan, insan hali, insan uğraşı, insancıl özlem, daha da genelleyici olmak gerekirse yaşam çokluğuna şaşırılır. Bunu bu yazıda hakkıyla anlatabilmek için sözü Sait Faik’in öykülerine devretmek gerekir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mümine ALGAN
|
|
Perşembe, 15 Şubat 2007 |
|
“Dünyayı güzellik kurtaracak; bir insanı sevmekle başlar her şey!”(1) Sevmek, ama kimi sevmek? “ ‘Ben fukarayı severim’ dersin kendi kendine, yalandır. Hangi fukarayı, nasıl fukarayı? Bu canavar gibi dilenci kadını mı? Bu arsız, edepsiz, huysuz çocuğu mu? Bu iki paralık adamın önünde secde duran balıkçıyı mı? … Kimdir şu sevdiğin insan? Anladık fakir, kimsesiz, bahtsız... Ama kim?”(2) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Emine Bademci - Resul Özdemirci
|
|
Çarşamba, 17 Ocak 2007 |
|
Sait Faik’in “Semaver” [1] adlı öyküsünde semaver; köyden kente göçmüş birinci nesile, varoşlarda yaşayan Anadolu insanına işaret etmektedir, çünkü semaver kent kültürüne ait değildir. Semaverin kullanılması için müstakil bir ev gerekir. Semaver bahçede yakılır, dumanı bitince içeri alınır. Birinci nesil göçmenler, geldikleri yerlerin alışkanlıklarını kentte devam ettirmeye çalışarak memleket hasretini dindirmeye ve kent hayatına yarattıkları bu türden yaşam alanlarıyla tutunmaya, uyum sağlamaya çalışırlar. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Sait Faik Abasıyanık
|
|
Perşembe, 11 Ocak 2007 |
|
Kaynak: http://www.ykykultur.com.tr/ Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlı iken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmaya değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?... Mümkünü olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şanüşeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki üzülmüş bebeklere döner balık sırtının pırıltıları. Benim size ölümünü hikâye edeceğim balığın öyle pırıltılı, yanar döner pulları yoktur. Pulu da yoktur ya zavallının. Hafifçe, belirsiz bir yeşil renkle esmerdir. Balıkların en çirkinidir. Kocaman, dişsiz, ak ve şeffaf naylondan bir ağzı vardır: Sudan çıkar çıkmaz bir karış açılır. Açılır da bir daha kapanmaz. |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|