AnasayfaForumHakkımızdaÖyküvesaireBizden ÖykülerEstetikAramaİletişim
Anasayfa arrow Öyküvesaire arrow Toplumsal Gerçekçi Olarak Sabahattin Ali
 
Toplumsal Gerçekçi Olarak Sabahattin Ali
Yazar Mümine Algan   
Salı, 27 Şubat 2007

Sabahattin Ali’nin muhalif kişiliğinin ve duruşunun öykülerine de yansımış olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. O öykülerinde hep taraf olmuştur. Hikâyelerinde olayı dışardan gözlemleme söz konusu değildir; tersine olayın tam da ortasında ve haklılığını savunduğu karakterin yanındadır. İfadelerinde içtendir.

Sabahattin Ali, yoksulu dolaylı olmayan bir anlatımla anlatmış, karakterinin tüm duygularını ve yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla bizlere aktarmıştır.

“Apartman” öyküsünde inşaat işçisinin dramı ve patronun çocuğuna davranışı karşısındaki çaresizliği o kadar yalın anlatılmış ki gündelik yaşamdaki işsizlik sorunu gözler önüne serilmiştir. İnşaat işçisi gözünün önünde çocuğunun haksızlığa uğramasına müdahale edememekte ve onu savunamamaktadır çünkü işten çıkarılmaktan korkar.

“Babası yukarıdan donmuş gibi bakıyor, bir şey söylemiyordu. İşe karışır ve çocuğun kendi oğlu olduğu anlaşılırsa mal sahibinin kendisini kovacağını zannediyordu. Öyle ya ‘Çocuğu niçin ağlattınız? –yahut- Çocuğun parasını verin!...’ demeğe kalksa derhal defedilirdi. İşinden ayrılıp aşağıya da gidemezdi.”(1) 

O bir toplumsal gerçekçidir. Öykülerinde de bu tavrı benimsemiştir. Bu amacı güderek yazdığı hikâyelerinde gösterişsiz ve ustalıklı bir dil kullanır.

“Köpek” öyküsünde zengin mühendis ile fakir çoban arasındaki diyaloglar ne kadar da yalın ve olayı aktarmada ne kadar da güçlüdür. S. Ali’nin çobanın dilini ne kadar iyi bildiği öyküdeki konuşmalarından açıkça görülmektedir. Çoban mühendis ve ailesiyle karşılaştığında şaşkındır. Çünkü onlar hiç de bildik tanıdık değildir ve mühendis onu ikna edemez.

“Ne diye cevap vermiyorsun? –dedi-. Bak, biz seninle nasıl alakadar oluyoruz. Sen bizim köylü kardeşimizsin. Biz de sizdeniz!” Çoban alaka ile sordu:“Kimlerdensiniz?”Mühendis evvela anlayamadı, sonra,“Yok canım, öyle değil –dedi-. Biz de sizin gibi köylüyüz, aslımız köylüdür. Hepimiz biriz demek istiyorum.”(2)

S. Ali’nin öykü ve karakterleri hayatın içinden çıkmış bir kurmacadır. Dolayısıyla yazar için yaşadıklarından ve gözlemlerinden yazmıştır demek mümkündür. Bu aynı zamanda hikâyelerin okuyucuya bu denli gerçek görünmesinin de nedenlerinden biridir.

“Duvar” öyküsündeki betimlemeleri o kadar canlıdır ki okuyucu zihninde adeta mekânın, durumun resmini çizmektedir. Bunda, yazarın bu öyküyü Sinop hapishanesindeyken kaleme almasının payını hiç de küçümsememek gerekir. S. Ali mahpusluğu bizzat yaşamış bir kişi olarak bir mahpusun duygularını ifade etmiş ve hapishanedeki karakterleri gözlemlerinden anlatmıştır.  

“Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak, aynı zamanda ondandan ne kadar uzakta olduğunu bilmektir.”(3) 

Bu tahlil, gücünü yaşanmışlıktan başka neden almış olabilir ki? S. Ali tüm yaşantısında öykülerinde anlattığı insanlarla beraber olmuştur. Konya’da öğretmenlik yapmış mahpuslara düşmüştür; tüm bu yaşadıkları, gözlemler ve toplumcu duruşu hikayelerine yansımıştır.

Mümine ALGAN

1.      S. Ali, Apartman (Kağnı), s. 78

2.      S. Ali, Köpek (Ses), s. 187

3.      S. Ali, Duvar, (Ses), s. 54

 
< Önceki   Sonraki >