|
Dost Siteler |
|
|
|
|
Sabahattin Ali
|
Yazar Necmi OTÇU
|
|
Cuma, 30 Kasım 2007 |
ben ne zaman böyle bir eksiğimden bir aşk yaratsam sarılmaya bir kolum fazla gelir döner “değirmen”in taşı akar su eser yel bir yaprak koparım kendimden “leylim ley leylim ley”ben ne zaman abdest alsam Hasanboğan’da kurttan kuştan dualı bir çoban kılar kılınmış namazımı ben faili meçhul aşk olurum yiter kemiğim “leylim ley leylim ley” |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Nurgök ÖZKALE
|
|
Perşembe, 29 Kasım 2007 |
|
Hiç sen bir Sabahattin Ali öyküsü okudun mu adaşım? Okunacak şeydir o. Sabahattin Ali öyküsünü okumak Anadolu topraklarında gezmektir. Yayan yapıldak, başı kabak, öylesine hazırlıksız basarsın ayağını, o topraklara. Ayak basmaya gör, seni içine alıverir. Kırk yıllık tanıdık gibi karşılar seni. Yanına çömelip, bir sigara içimi sürede anlatıverir, sevdiklerini nasıl köpek gibi sevdiğini. Muhabbetini verdiği kimseler, bu sevgiyi onun yüzüne fırlatsalar bile, onları nasıl muhabbetle hatırladığını. Mektubunda: “ Boğuluyorum…Ah, boğuluyorum. Allah aşkına bana yazma imkanı ver! “ diye nasıl yalvardığını. Sabahattin Ali öyküsü seni aşka gark eder, adaşım. “Sen aşkın ne olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?” diye sorar sana. Sen bir şeyler gevelersin aklınca. Güler geçer. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Sengül CİLBAN
|
|
Perşembe, 29 Kasım 2007 |
|
Sabahattin Ali; katil denilsin diye katil olanların, korkusunu itiraf edemediğimiz ancak sızısının yüreğimizi acıttığı sokak çocuklarının, bahtiyar köpeklerin, meyhanelerde anılarını bulanların, talan olanın verdiği acının, köpeğinden başka sevdiği olmayan mangal yüreklilerin yazarıdır. Dili yalındır, acaba denilen az nokta bırakır okuyucuya. Ancak buldukları öylesine evrenseldir ki, insan acabaya ihtiyaç duymaz onu anlamak için. Acı, çoğu kez keskin yüzünü gösterir Sabahattin Ali öykülerinde. Sanırım kendisine de bundan fazlası nasip olamamıştır. Bahtsızdır Sabahattin Ali, dirisini bırakın ölüsüne bile sahip çıkan olmamıştır şu koca dünyada. Yapayalnız bir kahraman gibi savaşmıştır adeta. Bir savaşçının gururu vardır her yazdığında. Bazen “acımasızca” sonlandırması öykülerini, hayatını bilince çok da şaşırtmıyor insanı. Ancak hiçbir zaman öykülerinde kadercilik yoktur, razı olmaz yaşaması gerekenlere. Böyle zamanlarda bile kuzuyu kurda yalvartmaz o. Celladına gülümseyenleri yazar, af dileyenler yerine. Hayatta fikirlerin büyük, kafaların küçük olduğunu yazar. Ve bu fikirlerle tutunur hayata, tüm bu zorluklara rağmen. Olumsuz sonlarının ardında bile, umudunu besleyen bir karamsarlığı vardır Sabahattin Ali’nin ki bana, karamsarlığın hiç de kötü bir huy olmadığını göstermiştir yıllar öncesinden gelerek. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Günay Kızılırmak ÇETAO
|
|
Perşembe, 29 Kasım 2007 |
|
Sabahattin Ali, öykülerinden birinde demiş ki: (kahramanına dedirtmiş ki): “Ben sevdiklerimi köpek gibi severim, yavrum, zelilâne severim….” (*) Bu söze takıldım ben. Diyor ki sanki bu adam; insanlar içimde bahar; bahçeler açtırmayacaklar; başıma iş açtıracaklar; içimden bir kurşun geçmiş gibi geçecekler; ki şüphesiz geçecekler. Oysa misal; sevgiyi şöyle karşılayanlar da var: “Tasını tarağını toplamış, bize geliyormuş sevdalım, gelsin bakalım.” (**) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Resul ÖZDEMİRCİ
|
|
Perşembe, 29 Kasım 2007 |
|
Yabancılaşmayı, genel olarak ifade edildiği şekliyle; insan etkinliklerinin ve ürünlerinin kendinden bağımsız ve kendi üzerinde egemenlik kuran bir şeye çevrilmesi, kendi olduklarından başka bir şeye dönüşmesi ve çarpıklaşması olarak ifade edebiliriz. Sabahattin Ali öykülerinin özellikle öykülerin bitişlerinin sıra dışılığı ve çok zaman rahatsız ediciliği, insana bazen “acaba abartmış mı?” sorusunu sorduruyor. Aslında, öykülerdeki karakterlerin davranışlarının hepsi de aynı hesaplaşmanın farklı tavır alışlarıdır. Temel olarak, öykülerde anlatılan davranışların asıl belirleyeni, hayatta kalma içgüdüsüdür. Karakterler hayatta kalma içgüdüsüyle davranırken, genellikle onlardan bağımsız, dışarıdan bir etkenin müdahalesiyle birlikte davranışlarına yön vermek zorunda kalırlar. Yön verirken de bir seçimin iç hesaplaşmasını yaparlar. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Resul ÖZDEMİRCİ
|
|
Cuma, 02 Mart 2007 |
|
Sabahattin Ali öykülerinde genellikle ezilenler ve ezenler arasında karşılaşmalar gözümüze çarpar. Bu karşılaşmalar, ezilenler için felaketle neticelenir çoğunlukla. Sabahattin Ali’nin ezilenleri çaresizdir. İçinde yaşadıkları ortam onların tanıdıkları tek yerdir. Yerleri ve ilişki kurdukları insanlar değiştiğinde veya bir sorunla karşılaştıklarında sudan çıkmış balığa dönerler. Hayatta kalmaları sanki kazaradır. Bürokrasi onları çarpar, zenginler onlardan tiksinir, aydınlar onları anlamaya çalışırlar fakat kırar dökerler. Kağnı öyküsündeki kocakarıya “hükümet kapısına düşmek oğlunun ölümünden daha korkunç gelir”(1). Mücadele etmek eziyetlidir. Oğlunun ağanın oğlu tarafından öldürülmesine kahrolur fakat şikayet ederse ağanın nefretini üzerine çekeceğini ve mahkemelerde sürüneceğini düşünür. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Resul ÖZDEMİRCİ
|
|
Perşembe, 01 Mart 2007 |
|
Ses hikayesinde, Türk aydını ve sıradan halk arasındaki ilişki eleştirel bir biçimde işlenir. Hikaye anlatıcısı ve arkadaşı aydını temsil etmektedir. Aydınların halkla ilişkisi yoktur. Ali ile karşılaşmaları, ancak kamyonda meydana gelen bir arızayla mümkün olabilmiştir. Bu kazara karşılaşma, Türk aydınına halka karşı sorumluluğunu kısmen hatırlatabilmiştir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Sabahattin Ali
|
|
Perşembe, 01 Mart 2007 |
|
Kaynak: http://www.ykykultur.com.tr/ İki candarma İdris’i aralarına almış götürüyorlardı. İdris ayaklarına basamayacak haldeydi. Candarmalar çok dövmüşlerdi, fakat seke seke yürümeye çalışıyordu. Bayram namazında İmamköy Camii’ni bastığını ve orada namaz kılanları soyduğunu en nihayet itiraf etmişti. Halbuki böyle bir şeyden haberi bile yoktu… Ne çare?.. Dayak bu… Her şeyi söyletir. En aşağı yedi sene yiyecekti. Seke seke yürüyor, ara sıra ayağı bir taşa takılıp sendeledikçe candarmaların birisi koluna yapışıyordu. Biraz yürüdükten sonra kendisine bir de sigara verdiler… |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Mümine Algan
|
|
Salı, 27 Şubat 2007 |
|
Sabahattin Ali’nin muhalif kişiliğinin ve duruşunun öykülerine de yansımış olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. O öykülerinde hep taraf olmuştur. Hikâyelerinde olayı dışardan gözlemleme söz konusu değildir; tersine olayın tam da ortasında ve haklılığını savunduğu karakterin yanındadır. İfadelerinde içtendir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|