|
Yazar Erkan TURAN
|
|
Çarşamba, 23 Ocak 2008 |
|
Orhan Kemal öykülerini okuduktan sonra zihnimde Sait Faik ile bir karşılaştırma başladı. Nedenini tam olarak bilmediğim kendinden işleyen bir süreç oldu bu. Orhan Kemal ve öyküleri şu düşünceleri oluşturmuştu okuma sırasında ve bitiminde: Öyküler süsten uzaktı ve birbirinin aynıymış hissi veriyordu. Yavandı!… Edebiyat bu kadar duru, bu kadar katıksız, bu kadar basit mi olmalıydı?… Yoksulluk bu kadar da olmaz dedirtecek, kör kör parmağım gözüneydi. Ve Orhan Kemal çok fazla iyi olan bir yazardı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Necmi OTÇU
|
|
Salı, 22 Ocak 2008 |
|
“Bu ne iş” dedi mi bir kezNe iş olsa yaparım abi Dedi mi bir kez Kurt kapanı Açılır ceza evlerinin kapısı Ya puştsundur artık ya orospu Çürür etin kemiğin Hırsız olur hır çıkarırsın Aç bir kedi Düşersin çöp tenekesine Ne iş olsa yaparım abi Dedi mi bir kez Ana kucağı olur yozluk Ya eşkıyasındır ya haydut Bir zaman geçer “silik” derler sana |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Sengül CİLBAN
|
|
Salı, 22 Ocak 2008 |
|
“Toplum”un kelime olarak bile ulu-orta kullanılamadığı bir dönemde “Toplumcu Gerçekçi Yazar” olmak kolay değildir. Öyle ki tüm karanlık nesnelliklere rağmen Orhan Kemal, aydın-lık bir kişilik sergilemiştir. Ezilenin iç sesi olmuştur. Bunu da doğrudan bir tavırla ama göz çıkarmadan yapmıştır. İşte bu Orhan Kemal’in estetik algısının güçlü olduğunun kanıtıdır. Bir sosyalist olarak, kendi yaşamını hediye etmiştir bu mücadeleye, belki de farklı bir biçimde. Mesela, “Ezilen insan”ın tipolojisini çok iyi anlatmıştır bize. Bunu da Nazım Hikmet’in kendisine söylediklerine inat ‘ben, benim gibi yaşayan bu insanları çok iyi tanıyorum’ diyerek yapmıştır adeta.Orhan Kemal, öykülerini yazarken yaşamın devamlılığını hep temel alır. Öyküde ne olursa olsun, kahramanın başına ne gelirse gelsin ‘yaşamı’ devam ettirir tüm çığlığıyla. “Gerçekler Dünyası” döner, adeta gerçekler unutulmasın diye. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Günay Kızılırmak ÇETAO
|
|
Pazartesi, 21 Ocak 2008 |
|
Orhan Kemal’i nasıl okumak deyince, sordum ki kendime: Peki derin acılar söyleyen bir türküyü nasıl dinlemek?.. Türkünün de, her sanat eserinin de insanın ağzının tadını kaçıran bir tarafı yok mudur? Orhan Kemal öyküleri insanın ağzının tadını kaçırır. Öyle midir? |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Resul Özdemirci
|
|
Pazar, 20 Ocak 2008 |
|
Babası Abdulkadir Kemali Bey gibi Orhan Kemal’in de yaşamı mevcut iktidara ve yönetime tutum alışla geçmiş ve bu muhalifliğin bedelini yaşamında karşılaştığı sayısız zorluklarla ödemiştir. Bu zorluklar, özellikle hapisler ve geçim sıkıntıları onun toplumun en alt ve uç kesimlerinin kaderini paylaşmasına vesile olmuştur. Hamallık da dahil olmak üzere birçok meslekte çalışmış, sürgünlerle ve hapislerle birlikte memleketin birçok haliyle tanışık ve haşır neşir olmuştur. Öykülerinde karşımıza çıkan karakterlerin çeşitliliği ve zenginliğinin sebeplerinden biri de bu olsa gerek. Gerçekten de eserlerinde bu kadar farklı insanı buluşturabilen yaratıcı sayısı çok azdır. Hem yazdığı karakterler çok çeşitlidir hem de onların her halini yazmaktadır. Ezilenlerle teması seyirlik değildir. Onlarla aynı nedenlerden dolayı aynı sıkıntıları çekmesi, yaşayışlarını, duygularını, düşüncelerini, hayal kırıklıklarını, hesaplılıklarını çok iyi tanımasına ve yapıtlarında onları tekrar yaratmasına imkan vermiştir. Bir çok iş değiştirmek zorunda kalması iyi bir durum olmasa da çok sanatçıya nasip olmamış bir dünya genişliğini ve dünyanın her halini görebilme imkanını Orhan Kemal’e vermiş görünüyor. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Resul ÖZDEMİRCİ
|
|
Pazar, 20 Ocak 2008 |
|
Anlattığı bütün sıradan hikayeler gibi, Pazartesi öyküsü de Orhan Kemal’in bizi şahit tuttuğu sıradan bir yaşamı canlandırır gözümüzde. Okumaya başlarken, Orhan Kemal bunun neresinden öykü çıkaracak diye zihnimize bir bunaltı çöker. Her gün gördüğümüz, yüz yüze geldiğimiz hadiselerin bir benzerini niye öykü olarak okuyalım, diye düşünürüz. Oysa çok aşina olduğumuz bu sıradanlıklar, yaşamın özünü ve açıklayıcılığını içinde taşıyor oluşuyla, olayı kanıksadığımız anda görünmez olur. Orhan Kemal öyküleri, “kör gözüm parmağına” tavındadır. Ne diyebiliriz ki, "bizi bize anlatma"da üstüne yok. Her anlattığından; kendimizi görerek ve anlayarak 'bir dünya' çıkarabiliriz. |
|
Devamını oku...
|
|
|