|
Dost Siteler |
|
|
|
|
Bizden Öyküler
|
Yazar SENGÜL CİLBAN ÖZDEMİRCİ
|
|
Salı, 24 Haziran 2008 |
Aniden kayboldu güneş, kararıverdi ortalık. İçimdeki sıkıntıya sebep, sinirli sinirli bulutlara bakarken, Hüseyin kalfa oturdu karşıma. “Nooldu, ne ofluyon sabah sabah?” dedi Kafamla dışarıyı işaret edip, bir daha ofladım. “Hiiiiç uğraşma boşuna. Beklesen gelmez, iki damla suya hasret kor ama bak bak da dağıtamazsın öyle…” Yahu yine ne diyordu bu adam!” “Hava içimi daralttı abi yaa, sen hiç sıkılmadın mı?” “Yok be kızım, hava ne yapabilir biz gibi er kişiye. Öyle piskopat değiliz biz” |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar SENGÜL CİLBAN ÖZDEMİRCİ
|
|
Cuma, 16 Mayıs 2008 |
Daha temmuz gelmeden keskin bir sıcak çöker Diyarbakır şehrine. Öyle bir sıcak ki; uyumak yok, gezmek yok, yemek yok. Gezmek yok dediysem, durduğun yerde durmak da yok. Acıktıkça buz gidi soğuk su içersin ama fikrine inat, daha bir yanar için. Önce ferahladığı düşünülen vücut, az sonra tuhaf bir mide yangısıyla titreyip terlemeye başlar. Ağacı azdır Diyarbakır’ın, serini de. Cılız bile olsa bir gölge, bir “gölge”dir. Çeşmelerden akan su, günün her saati sıcak olur. Serin bir ağaç gölgesi, küçücük bir su birikintisi, çölde vahaya rastlamış hissi verir insana. Ki bu his, çok samimidir. Böyle zamanlarda baharın coşkusundan eser kalmaz Dicle’de. Gün geçtikçe; yemeden içmeden kesilmiş bir âşık edasıyla incelir, ip gibi kalır suyu. Rengi durulur, o coşkun günlerin tozu toprağı kalmaz artık. Bir nazlı, bir edalı akar ki kıskanılır zarafeti. Sanki şehrin kızıdır Dicle, dokunulmazlığı vardır, zarafeti uzaktır insana… |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar SENGÜL CİLBAN ÖZDEMİRCİ
|
|
Çarşamba, 14 Mayıs 2008 |
|
Günlerden cuma, saat 10 ve ben halen heykeldeki otobüs duraklarındayım. Evet, biliyorum yetişmeme imkân yok. Yetişmeyi bırak, nasıl giderim Hüsn-ü Gazel'e onu bile bilemiyorum. Bilet büfesine sormalı. "İyi günler, Hüsn-ü Gazel'e nasıl gidebilirim?" "Ooo bu saatte gelinir mi!" Yaaa. İçim birden bir bulutlandı ki ağlayacam neredeyse. "Yapma yaa, ee peki nasıl giderim, yani mutlaka gitmem gerek dee." "Aman be gezmeye gitmiyonmu hepi topu, ne abartıyorsun böyle, yarın gidiverirsin" der gibi baktı yüzüme. Ama sözleri başka çıktı ağzından. "İlla gidecem dersen 3 otobüs değiştirip, bir de indiğin yerden biraz yürürsün" "Olurr giderim" dedim ama içimdeki sevinç anlatılır değil. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Necmi OTÇU ( www.sonoteki.com )
|
|
Çarşamba, 27 Haziran 2007 |
|
Genç kadın kaygılı, nasıl kaygılı olmasın? Cezaevinde kıydığı nikâhın, bugün yarın, sorunları ile yüzleşeceği günler gelmişti… Birkaç gün sonra, eşi, yoldaşı, arkadaşı dışarı çıkacaktı… Kayınvalidesine, kaygılı bir sesle sordu “Anne Osman çıkınca ne iş yapacak?”…Bu sorunun o kadar çok çıkmazı var ki, Osman’ın mesleği ile ilgili hiçbir işe girmesi olası değil, dahası ömür boyu kamu haklarından men, üstelik yurt dışı çıkışı da yasak… Yaşlı kadın gülümseyerek genç kadına baktı “Osman! hele bir çıksın o hiç boş durmaz… Bak çocukluğundan kalma boya sandığını hala saklıyorum, üç gün sonra gelir hiçbir iş yapmazsa bile alır boya sandığını, çıkar ayakkabı boyar… O çocukluğundan bu yana hep ekmek adamı olmuştur, merak etme sen kızım” deyip bulaşıkları yıkamaya koyuldu… |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Necmi OTÇU ( www.sonoteki.com )
|
|
Salı, 26 Haziran 2007 |
|
Osman sabaha kadar gözünü kırpmamıştı. Ezanla birlikte uzun donunu çektire çekiştire abdest almak için gecekondusunun önünde ki çeşmeye yollandı… |
|
Devamını oku...
|
|
|
Yazar Aysen Tekedereli
|
|
Pazartesi, 25 Haziran 2007 |
|
Yataktan usulca kalkarak, bilmediği evin bildiği ya da bir ara gözüne çarptığı bir odasındaki dekor olarak kullanılan ve içinde en fazla altı kitap bulunan kütüphanesinden bir kitap seçti. Mutfağa gidip dolapları karıştırarak sonunda buldu kahve kavanozunu. Elinde kahve fincanı ve kitabı ile sabahın sessiz mutluluğunu yaşıyordu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|