AnasayfaForumHakkımızdaÖyküvesaireBizden ÖykülerEstetikAramaİletişim
Anasayfa arrow Bizden Öyküler arrow DABİİİ... DABİİİ DABİİİİ...
 
DABİİİ... DABİİİ DABİİİİ...
Yazar SENGÜL CİLBAN ÖZDEMİRCİ   
Salı, 24 Haziran 2008
Aniden kayboldu güneş, kararıverdi ortalık. İçimdeki sıkıntıya sebep, sinirli sinirli bulutlara bakarken, Hüseyin kalfa oturdu karşıma.
“Nooldu, ne ofluyon sabah sabah?” dedi
Kafamla dışarıyı işaret edip, bir daha ofladım.
“Hiiiiç uğraşma boşuna. Beklesen gelmez, iki damla suya hasret kor ama bak bak da dağıtamazsın öyle…”
Yahu yine ne diyordu bu adam!”
“Hava içimi daralttı abi yaa, sen hiç sıkılmadın mı?”
“Yok be kızım, hava ne yapabilir biz gibi er kişiye. Öyle piskopat değiliz biz” Kendimi tutamayıp öyle bir güldüm ki, sesim koridorları çınlattı. Ofislerin kapıları hızlıca tek tek açıldı ve aynı hızla kapandı. Küfürleri duyar gibi oldum. Hüseyin kalfanın lafı öyle çok hoşuma gitmiş, kasvetimi öyle güzel dağıtmıştı ki hiç aldırmadım çarpılan kapılara.
“Ne diyosun abi yaa, psikopat da nerden çıktı.”
“Siz diyonuz ya, piskopat sorunları olanlar diye, ne gülüyon bana?”
“Psikopat değil abicim, psikolojiiiiik…”
“Ne var aynı işte”
“Yok değil abi farklı şeyler, valla bak”
“Amannn ha piskopat ha pisikociik aynı işte.”
Oy oy oyyyy, karnım ağrıdı gülmekten. Benim keyfim yerindeydi ama Hüseyin kalfa hiç memnun değildi bu durumdan, suratından anladım ve kapadım konuyu.
“Neyse abi ya, kalıpçılar işe çıkmış mı?
“Hıııı çıkmışlar”
“Hangi kattalar?”
“Dünkü kattan devam ediyolar”
“Yani…..”
Eline düştüm yaa, Hüseyin kalfa tozumu attırır artık.
“Neyse meraklanma, anan zengin bi goca bulur sana, kurtulursun burlardan.”
Çok bozuldum ama fark ettirmedim. Ya da ben öyle sandım. Hüseyin kalfanın böyle bir şeyi fark etmeyeceğini düşünmek saflıktır oysa. Ve ben, yine saflık yaptım. Üstüme gelmeye devam etti.
“Eyy eyy üzülme, akşama kadar vakit var… Yalanız bilesin dünkü katın üstüne çıkmış olabilirler. Oralara kadar gidip elin boş dönmeyesin sonra ”
Bunu söylerken, her zamanki alaylı gülüşü yerleştirmişti bile yüzüne. Böyle zamanlarda, dalga geçtiği kişi, kendisiyle dalga geçildiğini anlasın ister, bundan ince bir haz duyar Hüseyin kalfa.
“İyi be Hüseyin abi, madara ettin bizi”
“Ne haddimeeee hanımcımmm”
Bak yine aynı şeyi yapıyordu. Ama şu anda sözü uzatmak; Hüseyin kalfaya  “elini korkak alıştırma, bir delik daha aç tekneye” demek olurdu kiii, kendisi böyle fırsatları hiiiç kaçırmazdı. Hani olmaz ya, kendi düşse böyle bir hale; karşısındakine fırsat bile tanımadan, hiç telaşsız, tertemiz sıyrılırdı o durumdan.
Kalfalar, şantiyelerin belkemiğidir aslında. Eğer mümkünse, yükün oranlı dağılımı kalfanın maharetine kalır. Bu durumda en çok ezilen, yine onlar olabilir. Altındaki şikayet eder, üstteki sitemmm.  Dik durmak, her babayiğidin harcı değildir. Ancaaak böylesi durumlar, Hüseyin kalfanın sorun kategorisine bile giremez. O, her durumda “hak verilendir”, yanlış yapsa bile. Söyleneni tek seferde anlar Hüseyin kalfa. Anlar anlamasına da, istemediği bir durum söz konusuysa anlamaza yatar hemen. Bu konuda benim diyen su dökemez eline. İnadı dışında bir özelliği daha vardır Hüseyin kalfanın. Çaycısından müdürüne herkese bir davranır. Gerekmedikçe, emrinde çalışanı incitmez. Kendisine de böyle davranılsın ister. Hatta bu konuda ısrarcı olduğu bile söylenebilir. Olaylardan sıyrılışı anlaşılamayacak kadar kıvrak ve sahicidir. Bunca zaman izlerim kendisini, nasıl böyle gözükebildiğini daha anlayamadım. Bir tek geçenlerde, fikrimi değiştiren bir olaya şahit oldum ama yanılıyor da olabilirim. Koridorda sırtı bana dönük duruyordu sevgili kalfamız. Günlük raporları imzalatmak için seslendim, duymazdan geldi. Anladım ki bişeyler çeviriyor. Meğer müdürün kapısı önünde hesap kitapla meşgulmüş. Birazdan kapıyı çalıp, içeri girdi. Sabah kontrolünden sonra güya durum bundan bundan ibaret diye izahat verecek müdüre. Ama nerdeee… Müdür bir de bakmış ki izahatı veren kendisi.
Neler oluyor diye çok meraklandım. Bir evrak kapıp, daldım içeri. Hüseyin kalfa, müdürün karşısında ayakta duruyordu. Ellerini birbirine kenetlemiş, boynunu sola devirmiş, dinler gibi bakıyordu müdüre ve de hak verir gibi başını sallıyordu. Ama unutmamak gerek, Hüseyin kalfa kimseye hak vermez, hep alır. Müdürün suratında bir özgüven var, dediği harfiyen uygulanacak sanıyor.
“Tamam mödürüm, emret sen” deyip duruyor Hüseyin kalfa. Sonraları, hesaba hiç gelmeyecek birkaç laf edince müdür, bükük boyun dikeldi, eller arkada bağlandı. Duruşu nasıl da değişebildi böyle birdenbire, şaşırdım doğrusu. Konuştuklarına biraz daha dikkat ettim. Tek tek sarf ettiği kelimelere ve suratını izlemeye başladım. Hüseyin kalfa Çorumludur ve burada çalışan ekiplerin hepsi de kendi memleketlisi. Aralarında nasıl bir anlaşma olduğu bilinmez ama sözünden dışarı çıkmazlar beylerinin. Bu durumdan hatırı sayılır bir çıkarı vardır mutlaka Hüseyin kalfanın, yoksa kılını bile kıpırdatmaz.  Müdür;
“Asi bunlar Hüseyin, değiştir bunları. Bak diğerleri uysal çocuklar, sözüm yok onlara ama bunlar başka. Hayır gelmez bunlardan…” dedi.
Sözü devam ederken Hüseyin kalfa az önceki halini koruyor, sol kaşı ve bıyığı hafif kıvrık,
 “Dabiiii, dabii dabiiii” diyordu boyna. Müdür de saf saf devam ediyordu.
“Gözünü seviyim al bunları. Hani Kayserililer vardı ya, geçenlerde fiyat vermişlerdi. Onlarla bi konuş bakalım”
“Dabiiii, dabii dabiiii”
“Hasaplarını yarına toparla getir, yevmiyeleri, mesaileri falan. Alacak verecek kalmasın…”
“Dabiiii, dabii dabiiii”
“Bir de işleri yarım koymasınlar, sora tamamlaması zor oluyor. Eşek yüküyle para ödüyoruz…”
“heeeeeee”
Müdür, birkaç izahattan sonra;
Her zamanki babacan tavrıyla “Hadi Hüseyin, göreyim seni” dedi. Hüseyin kalfa, yüzünde aynı ifade, kendinden emin, rahvan bir yürüyüşle çıktı odadan. Çünkü müdürün bu isteği, Hüseyin kalfanın çıkarlarına ters düşmek şöyle dursun, bilakis yapacağı pazarlığın payını artıracaktı. Akşamı dar etmiştir eminim.
Müdür “ne vardı?” deyince uyandım sanki. Bocaladım, ne diyeceğimi bilemedim, ezilip büzülünce bir hayli kızdırdım müdürü. “Hadi kızım zamanım yok deyiverdi”. Tek laf edemeden çıktım odadan. Hayret yahu, Hüseyin kalfaya ses etmeyen adam, bana hiç müsamaha göstermiyor. Doğrusu çok zoruma gitti.
İki gün sonra koridorda, Hüseyin kalfayı müdürle konuşurken gördüm.
“Naaptın ekibi ayarladın mı Hüseyin, sordum daha girişleri yapılmamış”
“Hee mödürüm hallediyom.”
“Aman Hüseyin, eksik gedik kalmasın arkalarında”
“Dabiiii, dabii dabiiii”
“Aldı verdi deee…”
“Dabiiii, dabii dabiiii”
“Yeni ekip başlasın artık”
“Heee mödürüm meraklanma düzelecek hepsi”
“Pekiii, hadi kolay gelsin”
“Sağol mödürüm”
Bir hafta sonra müdürün oda kapısı açıktı ve bütün ofis duyabiliyorduk sesini..
“Ulan sen beni deli mi edecen, kaç kere anlattım bu adamlar yaramaz, değiştir hemen diye.”
“……..”
“Yine bildiğini okumuşsun be adam, öldürecen beni, bu kaçıncı”
“……..”
“Bak Hüseyincim, derhal gidiyorsun, o adamların hesabını kesiyorsun, yoksa bozuşuruz”
“Dabiiii, dabii dabiiii”
“Ulannn, hep tabii tabii. Ama arkamı bi dönmeyiveriiim, yine kendi bildiğini yapıyosun”
“Yohh mödürüm, ne haddime”
“Var yaa, işini iyi yapmasan, bi gün daha …. Offf, gitt de hallet şunu”
“Dabiiii mödürüm, dabiiii”
Elbette Hüseyin kalfa istemedikçe ekip falan değişmedi. Kimsenin gücü yetemedi buna.
Garip bir adam Hüseyin kalfa, ustaları arasında kendine benzer birini görmeyiversin... Belki de kendisinden hiç beklenmeyen bir hareket yaparak, koruyup kolluyor o kişiyi. Bir gün söyle demiş bir memleketlisine;
“Ne pis iş var bize yaptırırlar, aman beylere zaval gelmesin. Eee gelmesin bişey mi diyok, ama bize de zaval gelmesin yavrum. Benim tek isteğim budur…”
Belki de Hüseyin kalfa, hayatı boyunca hiç kimseyi, kendinden daha önemli görmemişti. Ama düşünülenin aksine, bunu yalnızca kendi menfaati için yapmamıştı. Şimdi bunu biliyor olmak çok şaşırtıyordu beni. Biraz da utandırıyordu. Ertesi gün karar aldım, bundan böyle sevgili kalfama daha bir saygılı davranacaktım. Sabahları ilk Hüseyin kalfa gelir ofise,
“Günaydın abi” dedim.
“Günaydın hanımcımmm”
“Abi ya bana niye hanımcım diyosun, duyan da senin maaşı ben veriyom sanacak” dedim. Bunu derken o günlerin hayalini de kurmuyor değildim hani. Yüzümde belirsiz bir gevreklik olduğu kesin ki hafif, hayli rahat ve kısa bir kahkaha attı Hüseyin kalfa.
“Siz ne derseniz onu yapıyoz ya ondan, tıpki köle izavra gibi. Eee sen de hanımımsın benim” dedi.
Offff, anladım ki yine başlıyoruz. Bu adam kendini hiç ezdirmez mi yahu, yine başa mı döndük?
“Aman ya abi, amannnn”
Karşımda yine aynı Hüseyin kalfa. Hava yine bulutlu. Ben yine daralıyorum, sığamıyorum buralara. Offff ki ne offff….
Saate baktım epey ilerlemiş. İşe başlayalı çok oldu, kalıpçılar hangi kattadır acaba? Hızlıca kalktım yerimden. Diğer binaya geçmeden yetişeyim bari de, bi mesele daha çıkmasın Hüseyin kalfaya…
 
Sonraki >