AnasayfaForumHakkımızdaÖyküvesaireBizden ÖykülerEstetikAramaEtkinliklerimizİletişim
Anasayfa
 
Konu

Anton Çehov

 
Çehov'un Tüfeği

Madem
Yalın
İçten
Gerçek
Çırılçıplak
Duvara asılı tüfek

Demek ki
Sonra dediğiniz şimdi
Ha patladı ha patlayacak

Çoğunluk bir eksiğimizdir
Fazlalığı atarak çoğalmak

Yani diyor ki usta
Patlamayacaksa tüfek
En doğrusudur
Duvara asmamak

Zor iştir
Sudan çıkmış olmak
Ama daha kötüsü
Kendimizi balık sanmak

Devamını oku...
 
Doktor Çehov'dan Bir Teşhis...

Gerçekçi yazar olmak, toplum adına gönüllü bir sorumluluk yüklenmeyi de beraberinde getirir. Bu sorumluluk, yaşadığı dönem itibariyle henüz tanımlanmamış olsa da, Çehov’u “toplumcu gerçekçi yazar” yapabilir. “Gerçekçi” yazmak, bakış açısıyla yazmayı gerektirir ki bu bakışın insan’dan yana oluşu, yazarı “toplumcu” kılar. Tüm bunlar seçilen konuları, konuya yaklaşımı, süreci ve çıkarsanan sonucu etkiler elbette.

Çehov, yazarlığının yanında tıp doktorluğu yapıyor oluşuyla da tam bir gözlemcidir. Gözlemlediklerinin ifade bütünlüğü, belki de karmaşık gözüken ama sorunsuz işleyen insan yapısını iyi tanıyor oluşundan kaynaklıdır. Yaşadığı dönem, Rus toplumunun her anlamda değişim, dönüşüm gösterdiği önemli bir geçiş dönemidir ve bu iyi gözlemci, tam da hastalığı teşhis eden bir doktor gibi, tüm bunları görüp, yazar. Ancak bu teşhis, tedavi konusunda okuyucuya net bir yol çizmez. Yani doktorumuz, reçete vermeyi pek sevmez. İster ki hasta, kendi tedavisini doktorun açtığı bu yoldan kendisi bulsun. Böyle olunca öyküler, sonlanmış, bitmiş izlenimi vermekten öte, yaşayan, devam eden, acabaları olan bir son’a çıkar. Bu belirsizlik ya da son(suzluk) değildir elbette. Çehov yalnızca, bildiricilik ve öğreticilik yapmaktan, yani hastaya ilaç vermekten kaçınarak bitirmiştir öyküyü…

Devamını oku...
 
Çehov'un Dünyası

Köleyken özgürlüğünü satın almış ve tek amacı toplumda yükselmek ve maddi refaha kavuşmak olan bir ailenin beş çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Doğduğu kent, bir zamanlar ticari öneme sahip olan fakat sonradan bu önemini yitiren Taganrog’du. Çehov’un ülkesini algılayışını, bu kentle kurduğu paralellikler belirledi. Günden güne çürüyen ve eski halini taşıyamayan bu kentten kurtulma isteği, Çehov’un gençlik döneminin belirgin hedefi oldu. Fakat buradan daha büyük şehirlere gittiğinde ve Rusya içinde yaptığı diğer seyahatlerde, ülkesinin doğduğu kentin kaderini paylaştığını gördü. Çehov’un çocukluk ve gençliğinin geçtiği yerin, orada yaşayan insanların ve ailesinin, onun dünya algısını nasıl beslediğini ve belirlediğini paralellikler kurararak anlatmaya çalışalım.

Devamını oku...
 
Çehov

Henrik Ibsen ve August Strindberg ile birlikte Çehov, modern dramanın kurucularından biridir. Drama tekniğinde yaptığı yenilikler, Shakespeare’den beri tiyatroda yapılan en önemli gelişmelerdendir. Çehov’un olay örgülerinde vurgu, olaylar ya da o olayların karakterlerin hayatını nasıl etkilediğinden çok hem oyuncuların hem de seyircilerin içinde yaşadıkları dünyadadır; günlük hayattaki küçük seçimlerin önemini sergiler. Çehov’un oyunlarında, gerçek yaşamda olduğu gibi, kahramanlar ya da kötü karakterler yoktur; hem iyi hem de kötü yönleri olan bizim gibi insanlar vardır. (Meister, 1988)

Kurgu alanında Çehov, Rus edebiyatında Puşkin’le başlayan Altın Çağın en son temsilcilerinden biridir. Roman türünde çok az eser vermiş olsa da, kısa hikâyeleri yazılan en iyi hikâyeler arasında kabul edilir. Ancak, anlatım teknikleri o kadar yenidir ki ilk başlarda hikâyeleri yanlış anlaşılır ve acımasızca eleştirilir. Çehov’un yazmaya başladığı dönemde yazarlardan sıradan insanları yüceltmeleri, onlara toplumu değiştirecek politik gücün bahşedildiğini anlatmaları beklenir. Ancak Çehov’un ele aldığı konular politik propaganda açısından değerli bulunmaz. Eleştirmenler, onun ilgisizliğinin ve duyarsızlığının onu hiçbir ahlaki seçim sunmayan ya da yüce amaçlar uğruna savaşan kahramanları anlatmayan hikâyeler yazmaya ittiğini söylerler. (Meister, 1988: 22 – 23)

Devamını oku...