AnasayfaForumHakkımızdaÖyküvesaireBizden ÖykülerEstetikAramaEtkinliklerimizİletişim
Anasayfa
 
Dostoyevski - Suç ve Ceza

Bir İnsanı Öldürmedim Ben, Bir Prensibi Öldürdüm!
Ne Var Ki Anlaşılan Onu da Yapamadım!

Suç ve Ceza romanını çözümlemeye romanın sorunsalını tespit etmekle başlamak gerekir. Olayların, karakterlerin belirli bir kurguya dayanarak örüldüğü bu roman çoğu adımda bu olaylara ve karakterlere damgasını vuran bir fikrin-sorunsalın tartışılmasına sahne olmaktadır. Bu bağlamda Suç ve Ceza romanı, Stendhal’in “roman hayatın bir aynasıdır” diyen yaklaşımından farklı olan bir anlayışı temsil etmektedir. Bu anlayışa göre roman, hayatı basitçe yansıtan bir ayna değildir; tersine, içinde yaşadığımız toplumsal gerçeklikle kurduğumuz ilişkiyi belirli bir sorunsal ekseninde ifade eden, kültürel anlam ve değerler alanının belirli bir malzemeyle yoğrulmuş özel bir türüdür. Suç ve Ceza romanının sorunsalı “insan eyleminin tartılacağı ahlaki referans noktasının arayışı” olarak tarif edilebilir. Bir başka deyişle, bu roman, ahlaki eylemlerimizi dayandırmamız gereken temellerin varlığını sorgulayan bir romandır. Bu sorgulamanın, içinde yer aldığı toplumsal ve tarihsel bağlam, rus modernleşmesinde dinsel inanç sistemlerinin zayıfladığı bir dönemin özelliklerini taşır. Bu bağlamda yeni toplumsal grupların ve ideolojilerin filizlenmeye başladığı bir dönemdir. Özellikle kapitalistleşme sürecinin ortaya çıkardığı toplumsal çelişkiler, travmalar ve bunların bireysel insan yaşamında yol açtığı değişiklikler, “toplum ve birey arasındaki uyuma” yönelik yeni arayışların, ütopyaların, felsefelerin geliştirilmesinin gerekçelerini oluşturmuştur. Suç ve Ceza romanı da yer yer dönemin koşulları içinde gelişen ütopik komünal, liberal ve sosyalist dünya görüşleriyle girişilen tartışmalara yer açmıştır.

Roman için yukarıda tespit ettiğimiz sorunsal ile ilintili olan bir başka mesele de “bilginin temellerine” ilişkin sorgulamadır. Romanda, belki de “ahlaki referans arayışı” ile “doğru bilginin temelleri” noktasındaki arayışın birbiriyle yakın bir ilişki içinde işlendiğini iddia edebiliriz.

Romanda baş karakter Raskolnikov’un deneyimleri üzerinden takip edebileceğimiz ahlaki referans arayışı deneysel bir karakter taşımaktadır. Buradaki deneysellik, egemen ahlak sistemine karşı şüphe duyan bir bireyin giriştiği aykırı ve “büyük” bir eylemle alternatif ir temel kurma çabasına gönderme yapan bir deneyselliktir. Zihnine “saplanan” alternatif bir fikrin veya teorinin eylemini gerçekleştirmek, bundan sonraki süreci bedeniyle duyumsamak, ve nihayetinde egemen ahlakın dayattığı temellerin yerine yeni bir temeli kurabilmekte ne derece dirençli olabileceğini test etmektir. Egemen ahlakın sınırları ile net bir karşılaşmanın yolu da eyleminin aykırılığı ile koşuttur. Esasen bu deneysel yolu seçme cesaretini gösteremeyen “sıradan” insanlar bile yazarın tespit ettiği duygu ve düşünce hallerinin benzer ama soluk biçimlerini iç dünyalarında yaşamaktadırlar. Bu bağlamda yazarın başka bir yerde mealen söylediği şu söz dikkate değerdir: “benim yaptığım şey başkalarının düşünebileceği bir şeyi sadece en uç noktasına götürmektir”. Bu durumda, bu uç noktaya taşıma durumu görüntünün netleşmesini sağlayan en güvenilir yollardan biri oluyor.

Devamını oku...
 
Cengiz Aytmatov - Kızıl Elma

Elmanın Çağrısı

Kızıl elmanın simgesel olarak, bizde belirli çağrışımlar yaptığı doğrudur. Ele aldığımız öyküde bu simgeden faydalanıldığına, yeni anlamlar katılarak başka bir çerçevede imge olarak yeniden kurulduğuna şahit oluyoruz. Aytmatov, Kırgız ve yöre hikayelerinden, masallarından ve destanlarından yararlanmıştır. Halk sanatından beslenirken, buradan aldığı öğeleri asla geçmişe dönüş ve oraya çağrı amacıyla kullanmamıştır. Tersine, bu öğeler öykülerin ve romanların temaları için birer çıkış noktasıdır. Yazarın bütün derdi kendi zamanıyladır ve onu bir yere taşıma kaygısı belirgindir. Halk sanatından aldığı olay, imge ve simgeleri kendi zamanının olaylarıyla ve dertleriyle çakıştırabilme gücüne sahiptir. Onda yerellik ve tarih, kalkış noktasıdır. Varılan yer değildir.

Kızıl elmanın tarihsel çağrışımı ‘ülkü’ olarak adlandırılabilir. Kızıl elma, simgesel bir hedeftir. Ortak amaç olarak ortaya çıkar ve toparlama gücüne sahiptir. Tarihsel olarak soyut bir anlam taşıyan kızıl elma, öyküde bildiğimiz somut, elle tutulur bir elmadır. Bu bildiğimiz elma, belirli anlamlar ve temsiliyet yüklenerek yeni bir soyutlamaya ulaşır. Hem nesnel ve somut olarak hem de bir soyutlama olarak işlev görür. Toplumcu gerçekçi sanatın gücü bu olsa gerek. Gündelik yaşamımızda görmeye alışkın olduğumuz ve görünce garipsemeyeceğimiz sıradan bir nesne veya durum, iyi bir seçicilikle dünyayı anlatabilmektedir.

Devamını oku...